image

Trainspotting’den Fight Club’a Başkaldırı

Renton, Jack, Tyler, Lenin ve teoriden yoksunluk

Taylan Ozan Ceyhan 27-04-2018

Uyanış

Irvine Welsh’in aynı adlı romanından uyarlanarak Danny Boyle’un 1996’da yönettiği Trainspotting, meşhur “choose life” monoloğuyla başlar. Monologda insanların kapitalizmin yarattığı tüketim alışkanlıklarını kabul etmeye zorlandıklarını anlatır. İnsan ilişkileri körelmiş, insanlar kendilerini özgür bireyler olarak var edemez hale getirilmiştir. Kapitalizm, sizi belli kalıplara uymaya zorlar. Oysa filmdeki karakterler bu zorlamayı reddetmiştir.

Daha filmin başında, “choose life” monoloğunun hemen ardından, başkarakter Renton’ın, “Ama neden böyle bir şey yapmak isteyeyim ki? Yaşamayı seçmemeyi seçiyorum. Başka bir şeyi seçiyorum. Sebep mi? Sebep yok. Eroin varken neden insanın bir sebebe ihtiyacı olsun ki?” açıklaması birçok şeyin yanıtını verir. Onun eroin bağımlılığı, kapitalizmin yarattığı insan ilişkileri içerisinde bir kendini var etme mücadelesi değil, var edememe durumundan kaçma mücadelesidir. İlerleyen sahnelerde görürüz ki, karakterlerin farklı bağımlılıkları vardır, kapitalizmden kaçma mücadelesi onları bir arada tutar.

Kapitalizmden kaçmak

Filmin en “aklı başında” karakteri Renton, film boyunca büyük bir ikilemin içindedir. Kapitalizmden kaçmaya çalışarak bir pasif direniş yanılgısına mı düşecek, kaçamayacağını bildiği için normalleşmeye mi çalışacak? Her iki seçenek de çıkmazdadır. Öyle ki, Renton’ın ilk aydınlanması kapitalizmin insanı kendisine yabancılaştırması üzerinedir. Bu sorunu çözmek için ondan uzaklaşmaya çalışıyor ama başarılı olamayacağını da biliyor. Çünkü kapitalizm her yerdedir, yer altı dünyasına dahi hakim olmuştur. Yer altı dünyasında da sermayedarlar, tekeller ve yaşamak için bunlara “muhtaç” olan insanlar vardır. Daha fazla kar için yalan söyleme, insan öldürme vardır. Bununla beraber, diğer karakterlerin aksine Renton’ın bağımlılıktan memnun olduğunu söyleyemeyiz. Çünkü bağımlılık, onu yine sorunun kendisine, yabancılaşmaya götürmektedir ve Renton bunun da farkındadır.

İkinci seçenek olarak normalleşmeye çalışmak, kazandığı bilinci kaybetme umuduyla onu ikna etmektedir. Ancak bir kere kazanılmış bilinç kolay kolay kaybedilmiyor. Yine de bu umut Renton’ı öylesine sarmıştır ki, filmin sonunda tüm arkadaşlarını, yaşadığı şehri geride bırakarak normalleşmeye doğru büyük bir adım atar. Başarılı olup olmadığını 21 yıl sonra çekilen devam filminde öğreniyoruz: olamıyor. Sebep belli.

Eylemlilik

David Fincher’in yönetmenliğini yaptığı Fight Club (1999), Chuck Palahniuk’un yine aynı adlı kitabının uyarlaması. Filmin ana kahramanı Jack, kapitalist düzen içinde kendisini var edemeyen, uykusuzluk problemiyle, tüketim bağımlılığıyla, “sahip olduklarının kendisine sahip olduğu”, kapitalizmin yarattığı insanın bir portresidir, bir beyaz yakalı işçidir. Büyük bir firmada “risk uzmanı” olarak çalışır, görevi hatalı üretilen arabaların geri çağırım maliyetleri ile olası bir kaza durumunda kazazedelere ve yakınlarına ödenecek tazminatın karşılaştırılmasıdır. Jack’in mesleği bize şu basit gerçeği gösterir: kapitalizmde insan olarak hepimiz birer metayız ve dolayısıyla hepimizin maddi değeri var.

Jack, evinin yanmasıyla Tyler’ın yanına taşınır. Sahip olduğu her şeyi kaybetmiş, bir nebze de olsa özgürleşmiştir. “Ancak her şeyimizi kaybettikten sonra her şeyi yapmaya özgür oluruz.”  Tyler karakterinin aslında Jack’in olmak isteyip olamadığı, bu yüzden hayalinde yarattığı bir karakter olduğunu filmin sonlarında öğreniyor, filmin anlattıklarını daha iyi anlıyoruz.

“Hayatını değiştirmek istedin. Bunu kendin yapamıyordun. Olmak istediğin her şey oldum. Görünmek istediğin gibi görünüyor, sevişmek istediğin gibi sevişiyorum ve asıl önemlisi, senin olmadığın kadar özgürüm.”

Renton’dan farklı olarak Jack, eyleme geçer. Dövüş kulübü, kapitalizmde kendisini var edemeyen, yani yaşadığının farkında olmayan insanın, yaşadığını fark etmesine yarar. Yaşıyor olmanın tek somut kanıtı olarak acıyı bedeninde hisseder. Yaşadığını kendine ispat etme, film boyunca artarak devam eder. Tyler Jack’in elini yakar, arabayla kasıtlı bir kaza geçirerek ölümle yüzleşirler. Yalnızca yaşayan insanlar acı çeker ve ölür.

İşçi sınıfının kapitalizme savaşı ve teoriden yoksunluk

Kapitalizm, ufak bir patron sınıfına karşın milyarlarca işçi yaratır. Jack ile aynı hayatı paylaşan milyarlarca işçi. Dövüş kulübü fikri ilk vadede başarılıdır, işçilere var olduklarını kanıtlar. Bu nedenle hızlıca yayılır. 6 aydan kısa sürede, dünya tarihinde hiçbir sendikanın veya komünist partinin ulaşamadığı kitleselliğe ulaşır. Bu noktada filmin anlaşılması için şunu vurgulamak gerekiyor: dövüş kulübü fikri sadece işçilerin ilgisini çekmektedir. İlk dövüş kulübünün başladığı barın sahibinin Tyler’la kavga ettiği sahneyi hatırlayalım. Patron Lou, şiddetle tanışmasına rağmen dövüş kulübü fikrinden etkilenmez. Çünkü patronların, dövüş kulübünün kanıtladıklarına ihtiyacı yoktur.

Dövüş kulüpleri yaygınlaşırken metotları da gelişmektedir. Giderek büyüyen işçi ordusu, kapitalizmle, onun ürünlerini yıkarak savaşır. Teknoloji mağazaları patlatılır, lüks arabalara zarar verilir ve zamanla dövüş kulübü, büyük bir şiddet örgütüne, “kargaşa projesi”ne dönüşür. Kargaşa projesi şiddetin doruk noktasıdır. Üyeler artık “uzay maymunu”durlar; güzel bir amaç için kurban edilecek, irade sahibi olmayan uzay maymunları. Proje hakkında soru sormak yasaktır, lidere kayıtsız bağlılık esastır.

Kargaşa projesi, şiddet eylemleri için işçilikten gelen üretici gücünü kullanır. Tyler, emniyet müdürüne:

“Peşinde olduğun insanlar olmadan yaşaman mümkün değil. Yemeklerinizi pişiriyoruz, çöpünüzü topluyoruz, telefonlarınızı bağlıyoruz, ambulanslarınızı sürüyoruz, uyurken sizi koruyoruz. Bize bulaşma.”

Projenin amacı, finans merkezleri patlatmak, böylelikle yeni bir başlangıç yapmaktır: “Eğer borç kayıtlarını silerseniz, hepimiz başa döneriz.” Peki ya başa döndüğümüzde, gün gelir yine kapitalizmle karşılaşırsak? Kargaşa projesi, yıktıklarının yerine bir şey koymayı hedeflemez. Bir teorisi yoktur, sadece yıkmak ister. Bir hareket, yıktıklarının yerine bir şey koymayı hedeflemediği sürece devrimci olamaz. Tam da bu nedenle kargaşa projesi, devrimci bir örgüt değil, kör bir şiddet örgütüdür.

Ne yapmalı?

Gördük ki kapitalizmde, patron olmadığımız sürece, birey olarak var olamıyoruz. Patron olmak, neredeyse hiçbir zaman, işçiler için olası bir seçenek değil. Kapitalizmden kaçıp birey olamayacağımızı ve o ilk bilinçlenmeyi yaşadıktan sonra asla normalleşemeyeceğimizi Renton bize gösterdi. Öyleyse eyleme geçmek gerekiyor. Ancak Jack’in deneyiminde gördüğümüz gibi, teoriden yoksun eylem, kör şiddetten ötesine geçemiyor, bir şey kurmayı vaat edemiyor. Aynı zamanda teoriden yoksunluk bizi “uzay maymunu” yapıyor, ki bu da kapitalizme başkaldırımızın sebebinden, yabancılaşmaktan ve özgür bir birey olarak var olamamaktan farklı değil. Öyleyse bize en başta bir teori gerek.

Bize Renton’ın uyanışı, Jack’in eylemliliği gerek. Ama güçlü bir teori ve bu teoriyle harekete geçecek bir eylemlilik şartıyla.

Bize Lenin’in devrimciliği gerek!

image

Taylan Ozan Ceyhan

Siyaset bilimi öğrencisi. Anlatılan senin hikayendir!

0 Yorum

Yorum ekleyebilirsiniz