image

Anna Karenina'lar Üzerine Eleştiriler

Tuğba Hato 27-04-2018

Sonunu baştan söyleyeyim: Sıkıcı bir insanım. Belki bir yerlerde ilginçleşir ama ne dersiniz, bir şans vermeli mi?

Evet, o kitabı okudum bin sayfadan biraz fazla ardından filmleri izledim ve filmler öncesinde bolca araştırma yaptım. Cevap: Anna Karenina. Bu ünlü kitaptan hayal edeceğimden çok daha fazla uyarlama film, dizi, opera, dans yapılmış. Ancak ömür kısa, vakit dar ben yalnızca iki filmi tamamen izleyebildim. Biliriz ki, bizler, kitapları okumuş o kutsal kişiler filmleri izlerken çok sinir bozucu olabilirler; burada böyle olmamalıydı, şurası yanlış, bu karakter böyle görünmemeli… Tabii ki önemli bir soru da şu: uyarlama filmin başarısı ve güzelliği kitaba olan sadakati ile mi ölçülmelidir? Bu soruyu size bırakıyorum.

Kitabı okudum, çok geniş bir roman ve kesinlikle yalnızca bir aşk romanı değil öyle ki Anna- Vronsky aşkı kitapta beklediğimden küçük yer kaplıyor diyebilirim. Kitabı okuduğumda o dönemin Rusya’sının sorunları, felsefi tartışmalar, ‘bu düzen değişmeli’ diyen komünistler, köylüler, toprak sahipleri, aristokratlar, sosyete… hakkında bilgi sahibi oluyorsunuz ki bunlar ilk solukta aklıma gelenler. Kitabı anlatmaya yahut edebi eleştiri yapmaya çalışmıyorum, ne haddime, yalnızca kitabın derinliği ve genişliğinin hissiyatını vermeye çalışıyorum. Filmlere gelirsek iki filmi izledim tamamen ve bilinçli olarak birbirinden uzak yapımlar seçtim: 2012 Amerika ve 1967 Rusya.

Anna ile başlarsak, beyaz tenli, siyah kıvırcık saçlı, siyah-gri gözlü, tombul sayılabilecek sade, şık, müthiş güzel ve zarif bir kadındır. Kitapta her fırsatta güzelliği ve sadeliği vurgulanmakta. Pek tabii güzellik çok öznel bir kavram, ortak bir payda bulamamak da çok normal bir durum ancak tombulluğu ve beyazlığı bu kadar vurgulanırken neden esmere yakın ve çok zayıf bir kadın canlandırıyor Anna’yı? Anna’nın kocasının da çirkinliği vurgulanıyor kitapta Anna’ya zıt olarak, yaşlı, ince sesli, kepçe kulaklı çirkin bir adamdır ama nedendir bilinir yakışıklı, karizmatik bir adam can veriyor karaktere üstelik genç de. Anna kocasına bakarken tiksiniyor yer yer sesini duymaya katlanamıyor ancak Hollywood filminde –çirkin demiyorum- neden tasvirlere benzeyen biri oynasın ki x isimli birinin binlerce hayranı varken? Biraz da Rus filmine geçelim, açıkçası sadakati ile beni şaşırttı, neredeyse hiçbir sahne atlanmamış. Anna’nın kocası, örneğin, yaşlı ve ince sesli; Anna yine zayıf bir, hiç değilse temel özelliklerine sadık kalınmış filmin kalanında olduğu gibi.

Manasız görünen/ gelen karakter tiplerini tartışmayı bırakalım bana kalsa bin kelime yazarım da. 2012 Anna Karenina’sı için biraz ağır bir eleştiri olacak ama biz bir aşk filmi çekelim içinde süslü kıyafetler, kontlar, baronlar, leydiler olsun, güzel güzel dans etsinler demişler gibi. Kitaba büyüklüğünü veren felsefi tartışmalar, o dönemde sorgulanması cesaret isteyen tanrı-din konuları ve sosyal meselelerden eser dahi yok. Anna’nın yakışıklı, yüksek memur bir kocası varken bebek yüzlü sevgilisiyle kaçıyor ve etrafa sürekli ağlamaklı bakıyor. Bu ağır eleştiri ile beraber şunu da diyebilirim ki çekim teknikleri, bir tiyatroymuşçasına sahneleri geçmeleri hoşuma gitti. Rus filminde ise ilgimi çeken birkaç sahne hariç kamera numarası olmamakla beraber filmin ilk sahnesinin kitapla birebir olması beni çok mutlu etti (sadakat) çünkü bundan önceki birkaç filmdeki açılışlar bambaşkaydı, kitap boyunca tanışmamış insanlar ilk sahneden tanıştı vesaire vesaire… Yazdıkça yazılacak uzadıkça uzayacak bir konu bu…

Her uyarlama birilerini üzer. Beni üzen de filmleri izledikten sonra kafamda her karakterin birden fazla görüntüsünün olması, hayalimde canlandıramıyorum artık.  Kitapların bendeki dünyasını daha çok seviyorum sanırım filmleri ne kadar rengârenk olsa da.

Son kez sorumu tekrarlayayım o zaman: uyarlamanın başarısı kitaba sadakat mesafesiyle mi ölçülmelidir?

Yorumlarınız olursa bekliyorum.

image

Tuğba Hato

ODTÜ psikoloji öğrencisi, her şey yanlış ve herkes haklı, her an empati kurabilirim

0 Yorum

Yorum ekleyebilirsiniz